Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Devrim ateşi İranlıları ısıtmıyor

Devrim ateşi İranlıları ısıtmıyor

İran’da 12 Haziran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında yaşanan olaylar Batı provokasyonu mu? Protestolar, rejime mi yönelik ya da protestolar bir ‘devrimle’ sonuçlanabilir mi? Mahmud Ahmedinecad’ın bu kadar ezici bir farkla tekrar kazanmasının nedenleri neler? İran seçimlerini ve sonrasındaki süreci Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Hüsnü Mahalli ile konuştuk.

İran seçmeni için belirleyici olan şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

İran seçmenini etkileyen tek bir şey var, daha iyi yaşamak. Sosyal ve ekonomik olarak daha iyi yaşamak istiyorlar. Seçmeni yönlendiren siyasi ve dini elit şu anda elindeki maddi olanakları paylaşamıyor.

Reform, daha fazla başını açma, daha fazla özgürlük gibi şeyler, sorunun medyatik tarafı. Hangi tarafa oy vermiş olursa olsun İran halkı daha iyi yaşamak istiyor. Daha fazla ücret almak istiyor, işsiz olanlar iş istiyor. Halk, ülkenin zenginliklerinden daha fazla pay almak istiyor. “Bize niçin ambargo uygulansın? Niçin herkesle kavgalıyız? Herkes niçin bize karşı baskı uyguluyor? Bu baskının sonucu içeride sıkıntı yaşıyoruz?” diyorlar. Şah zamanını da hatırlayanlar petrol ülkesi olduklarını biliyorlar ve daha zengin ve daha iyi yaşamak istiyorlar. Bütün dertleri bu.

Öte yandan ‘reformcu’ denilenler zaten iktidarın içinde. Muhammed Hatemi 8 yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. Rafsancani şu anda devletin, sistemin ve dinin ikinci adamı. Peki ne istiyorsun? Reform istiyorsan sen yapacaksın, zaten devleti sen yönetiyorsun. Hamaney’den sonra siyasi erki kullanma anlamında en güçlü adam zaten Rafsancani’dir. Hamaney’i seçen uzmanların başında o var; istese Hamaney’i bile görevden alabilir.

Öyleyse ‘reform’ talebinin rejim karşıtı bir talep olduğunu söyleyemeyiz.

Kesinlikle söyleyemeyiz. ‘Reformculuk’ rejim karşıtı bir şey değil, rejimin içinde, rejime dahil, rejimin kendi çarkları içindeki kişiler arasındaki bir çekişmedir. Şu anda devleti yönetenler, devletin bütün servetini yiyorlar. Anlaşılan bu serveti paylaşma, çok sağlıklı gitmiyor. Yani eğer Rafsancani tarafı bugün ithalat ve ihracatı kontrol ediyorsa, Ahmedinecad tarafı petrol ihracatını kontrol ediyor, Hatemi tarafı gibi başka taraflar da pazarı kontrol ediyor. Bu üç beş denge unsuru arasındaki paylaşım zaman zaman aksıyor. Mesela diyor ki, “Kardeşim sen ithalat ihracattan 5 milyar dolar götürdün, ben 1 milyar dolar götürdüm.” Paylaşımdaki sorun budur. İran halkının genel talebi daha iyi yaşamaksa seçimi nasıl oluyor da aynı cumhurbaşkanı tekrar ezici bir çoğunlukla kazanıyor? Ahmedinecad devleti temsil ediyor ve son 4 yıllık iktidarında, cumhurbaşkanlığı döneminde genellikle orta ve yoksul sınıflara hizmet götürdü. Örneğin ücretleri yüzde yüz artırdı. Emekli maaşlarını artırdı, vergileri düşürdü, gençlere iş olanağı sağladı. İş olanaklarıyla sadece özel sektörü kast etmiyorum; gençlere devlette de iş verdi. Kendisi de eski bir devrim muhafızı subayı olan Ahmedinecad, devrim muhafızlarının sayısını artırdı, gençleri orduya aldı. Bugün İran’da 4 milyon devrim muhafızı üyesi var; bunların hepsi maaş alıyor.

Şu durumda protestoları düzenleyenler alt sınıfın üyeleri değildir mi diyeceğiz?

Kesinlikle. Protesto yapanların büyük bölümü, Tahran’ın kuzeyindendir. Protestolar zenginlerin, aydınların daha müreffeh sınıfın yaşadığı bölgelerde oluyor. Tahran’ın güneyinde bir şey yok; çünkü yoksullar ve varoşlar güneyde, kuzey zengin. Zaten göstericilerin tiplerine de bakarsanız yoksul olmadıklarını anlarsınız; saçları daha açık kızlar, jean giymiş gençler.

Gösterilerde Batı’nın etkisi var mı?

Batı yalnız İran’a değil, her tarafa müdahale eder. Niye Türkiye’yi unutuyoruz ki? Türkiye’nin son 30 yılına bakın. 1 Mayıs’tan tutun da Sivas’a kadar; Batı’nın etkisi yok mu? Batı’nın dünyanın her yerinde provokasyonu olmuştur.

Olaylar Gürcistan ve Ukrayna’daki gibi ‘kadife ya da turuncu’ bir ‘devrimle’ sonuçlanabilir mi?

Hayır. Ne kadife ne turuncu, ne mor ne yavruağzı, hiçbir şey olmaz. Böyle bir beklenti yok. Sokağa çıkanların da böyle bir talebi yok. Sokağa çıkan muhalefet rejime karşı değil. Diyorlar ki, “Saçımız biraz daha açık olsun.” Devrim buysa, onlara on tane devrim verebiliriz.

Seçimi Musevi kazansa ne değişirdi?

Hiçbir şey değişmezdi. Musevi, 1981-89 yılları arasında başbakanlık yaptı. Savaş dönemiydi ve devrimde Humeyni’nin en iyi adamıydı. Muhafazakarların en muhafazakarıydı. Peki ne oldu? Ne oldu da liberalleşti? Hatemi, 8 yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. Niye o zaman ‘reform’ yapamadı? Kim engelliyordu onu? Rafsancani.

Rafsancani, bugün Hatemi’yle birlikte Musevi’yi destekliyor. Demek ki olay reform, özgürleşme, liberalleşme değil. İran’da en bağnaz olan Rafsancani’dir. Bunu İran’da herkes bilir. Sicili çok kötüdür, devrimle, reformla işi yoktur. Müthiş bir oportünisttir, pragmatisttir; çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapar. Bu sorunun çözümünü de Rafsancani belirleyecektir.

İran politikalarında bundan sonra bir değişiklik ön görüyor musunuz?

Reformcularla muhafazakarlar ortak bir yerde buluşacaklar. Bir birlerine yanaşacaklar, uzlaşacaklar. Belki ortak bir hükümet kurulabilir ya da ‘reformcular’ dan bir kaç kişi Ahmedinecad’ın hükümetine alınabilir. Sosyal yaşam alanında baskılar azaltılabilir, ahlak polisi dediğimiz polis kaldırılabilir. Buna benzer karşılıklı birkaç taviz verilip uzlaşılacak.

Seçimlere yolsuzluk karıştırıldığı iddialarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu seçimlerde yolsuzluk yapılmıştır ancak en fazla 1- 2 milyon oyla sınırlıdır; o bile fazla. Ama farka bakın; 25 milyon oy almış. Nasıl aldı? İnsanları iyi etkiledi. Seçim çok sert geçti. Daha önce seçime katılım oranı en fazla yüzde 60’ken katılım oranı yüzde 85’e çıktı. Bu yüzde 25’in yorumlanması gerekiyor. İran nüfusunun yüzde 65’i 30 yaşın altında. Köylerden, varoşlardan bütün gençler seçime gitti ve bunların hepsi Ahmedinecad’a oy verdi.

Katılımın bu kadar yüksek oluşu rejime sahip çıkma mıdır yoksa Ahmedinecad’a destek anlamına mı gelir?

Bu, Ahmedinecad’a sahip çıkmadır. Rejim kimsenin umurunda değil. Çünkü büyük söylemlerin artık hiçbir değeri kalmadı. Bu dünya genelinde böyle. İslam Devrimi olduğunda halk ne diyordu? “Ne komünizm ne kapitalizm; İslam.” İran halkına göre komünizm kalmamış, kapitalizm can çekişiyor. Bu söylemler artık sağcısıyla, solcusuyla, genciyle, yaşlısıyla İran halkını heyecanlandırmıyor. İnsanlar artık daha basit, daha rahat yaşamak istiyorlar. İran Devrimi 30 yıllıktır ve artık devrimin doğal gazı da bitmiştir, devrimi ısıtamazsın.

Bu, ideoloji eleştirisi mi?

Kesinlikle öyle. Sovyetlerin dağılması, reel sosyalizmin çıkmaza girmesinden sonra insanlar, bu tür büyük söylemlerle ortaya çıkan ideolojilerden umudunu kesmiştir. İranlılar, 30 yıllık devrim sürecinde yoruldular. Sadece vatandaşlar açısından değil, yönetenler ve din adamları açısından aynı şey geçerli; çünkü devletle içli dışlı oldular, maddi çıkarlara bulaştılar, avantaları paylaşma savaşı başladı, artık din, iman para oldu. Sonuç olarak devrim ateşi artık İranlıları ısıtmıyor. Şah, zamanında ABD’nin uşaklığını yaptığı halde yine dünyaya kafa tutuyordu, bu değişmeyecek.

Bir 1953 deneyimi var, Muhammed Mossadegh hükümeti CIA eliyle devrildi.

Devrim muhafızlarını onun için örnekliyorum. Bugün yönetimdekilerin o deneyimden ders çıkarmadıklarını düşünemeyiz. Ayrıca Batı bütünüyle sahtekar. Batı demokrasi mi istiyor? Kim inanır buna. Demokrasi istiyorsan git Suudi Arabistan’da yap. Bugün Arap alemindeki bütün aşağılık ABD uşağı iktidarların hepsi faşist, eğer Batı samimiyse önce oralarda demokrasi oluştursun. Batı Hatemi cumhurbaşkanıyken niye destek vermedi İran’a?

Hüsnü Mübarek 28 yıldır Mısır cumhurbaşkanı, Obama onun ayaklarına gidiyor; Şili’deki Allende’nin darbesinden, Nikaragua’da kontralara verilen paralara kadar dünyadaki bütün pisliklerde Suudi Arabistan’ın parmağı var ama Obama, kralın ayağına gidiyor. Değiştireceksen önce Mübarek’i değiştir. “İran’daki halka saygı göster” diyor, kendisi gösteriyor mu?

Fransa’da 2 yıl önce halk sokağa dökülmedi mi? Fransız ordu ve polisi halka ateş etmedi mi? Neredeydiniz o zaman? Niye ağzınızı açmadınız? Sonuç olarak bizim medyamız da bu oyuna geliyor.

Kimse çıkıp da “Kardeşim sen iki yüzlüsün, konuşma. Konuşacaksam ben bu coğrafyanın insanıyım benk onuşurum” diyemiyor.

Hayatında oturduğu plazanın dokuzuncu katından inmemiş, pazara gitmemiş, otobüse binmemiş, Güneydoğu’ya hiç uğramamış adamlar Kürt sorununu çözüyor, İran sorununu çözüyor.

Mehmet Aksoy / 24/06/2009

Kaynak: Evrensel

YD: Haberler

Comments

No Comments

Leave a reply