Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Kaç ihanet gördü bu halk!
Posted: Temmuz 24th, 2009, by

Kaç ihanet gördü bu halk!

“Memleket istiyoruz biz mazluma.
Bıçağın bölüyor ataların mirasını,
kurşun-atımları ve kavga-atları titretiyor
cezaları ve celladın sakalını.
Toprak bir tüfekle bölüşülür çünkü.
Bekleme, ey toz toprağa bulanmış çiftçi,
bütün döktüğün ter kusursuz ışığın üstünde
ve gökyüzü senin dizinde bölündü.
Ayağa kalk ve sür atı dörtnala Zapata’yla.”

Bu mısra Pablo Neruda tarafından Emiliano Zapata’ya atfen yazılmış bir şiirden alındı. 20. Yüzyılın ilk büyük köylü hareketinin önderi olarak kabul edilen Emiliano Zapata devlet güçlerince görüşme için davet edildiği yerde tuzağa düşürülerek, kallesçe katledilir. Tarihte halkların özgürlük mücadelesinde büyük bir hayal kırıklığı yaratan bu ihanete uğramışlık, sonrasında Zapata’nın yaktığı ateşin tüm Latin Amerika kıtasında özgürlük mücadeleleriyle harlanmasını getirdi.

Bugün kürt halkı, kendi mücadele tarihinde defalarca (Çok uzağa gitmeğe gerek yok Özal’dan bu yana) olduğu gibi arkasından hançerleneceği gün gibi açık olan bir ihanete sürükleniyor. Kürt sorunu liberalizm batağında “Türkiye’nin demokratikleşme eşiği” yaygarası ile tartışılıyor. TÜSİAD’ından, MÜSİAD’ına, MGK’sından, hükümetine, medyasından, “sivil toplum kurumları”na rejimin yapıtaşları, sorunun “çözümü”nde bir “uyum” içerisinde olunduğunu deklare edip duruyor. Burada sorunun çözülme eğilimi, daha doğrusu çözüme giden bir yol mu vardır? Yoksa bu bir çözüştürme harekatı mıdır? Ortaya çıkartılmak istenen kimin için ve nasıl bir çözümdür?

Özgürlük bilinci ve eyleminin imhası

Tarihsel olarak kendi kaderini tayin hakkı gasp edilmiş, yaşadığı coğrafya dört parçaya bölünerek, başka devletlerin egemenlikleri altında, her türlü baskı, inkar ve aşağılanmaya maruz kalmış Kürt Ulusu’nun, silahlı mücadeleyle yeşerip büyüyen özgürlük bilincinin, bir daha eyleme geçmemesi için toptan imhasına soyunulmuştur.

Başta ABD olmak üzere uluslararası emperyalist sermaye ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin azami kar ve egemenlik istemlerinde-çatışmasında Kürt sorununu stabilize edip, sermayenin yönelimleri ekseninde bu konuda rejimin pembeleşen kırmızı çizgilerinin, bugün farklı noktalardan yeniden çizilip belirginleştirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Rejimin “Kürt açılımı”na kaynaklık eden hareket noktası bu olunca, onun kimlerle hangi sınırlar içerisinde dans ettiği-edeceği açığa çıkıyor.

Kürtsüz “Kürt açılımı”

Uluslararası alan başta olmak üzere devlet politikasının stratejisyenlerinlerinden dışişleri bakanı Ahmet Davutuoğlu ve iç politikada önermeleri esas alınanlardan Başbakan danışmanı Yalçın Akdoğan ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar “Kürt açılımı”nın aktörlerini ve sınırlarını ele verir niteliktedir.

Bu açıklamaların toplanma noktası olarak Erdoğan Suriye ziyareti öncesi, “Söz ola kestire başı” diyerek Kürt halkının hassasiyetlerinin gözetilmesi gerektiğini söyleyen kendi bölge milletvekillerini susturmak için tehdit eden konuşmasında; “MGK’da çalışma başlattık. Genelkurmayı idi, MİT’i idi, bölge milletvekilleri idi, bütün bunlarla görüşmelerini yapmak suretiyle söylem birliği içinde kamuya açıklayacağız.” diyordu. Ve “Kimle ne yaptığımızı açıklamak zorunda değiliz. Biz sadece neticeyi konuşuruz, ortada eserlerimiz var” çıkışında, işbirlikci tekelci sermayenin ABD icazetiyle bölge içerisindeki konumunu güçlendirme ve tarıma elverişli Kürdistan topraklarının, zengin yeraltı kaynaklarının, ucuz işgücü ve kölece çalışma ve yaşam koşullarında kapitalist sömürü cennetine dönüştürme hedefiyle birleşik, güdük kültürel “açılımlar”la hareket edileceği sinyalini de veriyordu.

Bu durum AKP hükümetleriyle bitini kanlandıran MÜSİAD patronlarının yayınladığı “Doğu ve Güneydoğu Raporu”nda daha açık bir biçimde ifade ediliyor; “Bölgedeki serbest ticaret bölgelerini güçlendirmek için bürokratik prosedürler azaltılmalı ve bu yerlerin Ortadoğu ticaret alanı haline gelmesi için özel teşvik programları uygulanmalıdır.”

Bunlar bir de ABD-AB-Rusya emperyalistleri arasındaki enerji kaynakları ve aslolarakta enerji dolaşım hatları üzerinden yeni anlaşma ve çatışmaların vuku bulduğu bir kesitte yaşanıyor.

Emperyalist ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Obama’nın Nisan’da Türkiye ziyareti sonrası Gül ile birlikte yaptığı açıklamada (“Daha güçlü ilişkilerin kurulması, Türkiye ile ABD’nin bir model ortaklık oluşturmasıyla mümkün olabilir. Söz konusu modelde baskın olarak Hıristiyan bir ulusla çoğunluğu Müslüman olan Batılı bir ulus bir araya gelecek ve iki kıtayı kapsayan, Avrupa ile Asya arasında bulunan Türkiye, ABD ile birlikte modern uluslararası bir camia oluşturabilecek.”) artık Türkiye’yi ‘Model uşak’ olarak gördüklerini ifade ediyordu.

Perde açıldı

Emperyalist sermaye ve işbirlikçi burjuvazinin Cumhurbaşkanı Gül ile açtığı perde PKK’yi tamamen silahsızlandırarak sistemiçileştirmeyi, fiili olarak tasfiye etmeyi de içeriyor. Kürt halkının halen umut bağladığı Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos’ta yapacağını söylediği açıklamanın en inkarcılar tarafından bile bu kadar gündem yapılmasının altında yatan temel etkenlerden birisi de budur.

Yaratılan basınçla birleşik alabildiğince geriye çekilmiş, gerilla hareketinin tasfiyesinin önünü açan ve rejimin açılımlarıyla örtüşen bir açıklama Kürt ulusuna dikta ettirilmek isteniyor.

Dolayısıyla Kürt Ulusu’nun özgürlük mücadelesinde tarihsel bir eşikteyiz. Bu eşikte Kürt ulusal mücadelesi ya yeni ve daha büyük bir kırılma yaşayacak, ya da dört parçayı da bir araya getirecek birleşik sosyalist kurdistan savaşımının koşullarını sağlayacak.

Kürt halkı özgürleşmeden, Türk halkı özgürleşemez temel espirisinden yola çıkarak, talepler ekonomik-sosyal-siyasal özgürlükleri genişletecek düzeyde ve birleşik sosyalist Kürdistan mücadelesini besleyecek biçimde formüle edilmelidir!

‘Özgürlük istiyoruz biz emekçilere,

Kürdistan senin sırtında bölündü,

Ayağa kalk ve sür atını birleşik sosyalist Kürdistan’a dogru’