Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Kriz ve mücadele dinamikleri

Kriz ve mücadele dinamikleri

Yaşamevi’nde “Kriz ve mücadele dinamikleri” konulu bir söyleşi yapıldı. 8 Kasım tarihinde yapılan söyleşiye İG Metal işyeri Sendika Temsilcisi Kemal Doğan, TMD Friction’dan atılan direnişçi işçi Sabit Okuyan ve Yaşamevi adına bir arkadaş konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiye yoğunluklarından kaynaklı, temizlik ve yapı işçileri sendikası IG Bau’dan katılan olmadı.

Krizin yıkıcı etkisi ve kapitalistlerin “Krizi fırsata çevirme” politikası karşısında, işçi ve emekçiler arasında birlik ve dayanışmayı güçlendirip, sınıf olarak sistemin karşısına çıkmanın, yeni bir emek hareketi geliştirilmesinin olanakları tartışıldı.

Etkinlik deneyim aktarımlarının yapıldığı, örgütlenme ve eylem bilincinin geliştirilmesine dönük araç ve biçimlerin konuşulduğu sohbet havasında geçen bir söyleşi oldu.

İşbirlikçi sendikaya rağmen taban inisiyatifiyle harekete geçen TMD direnişçilerinden Sabit Okuyan kısaca işten atılma gerekçelerini ve işten atıldıktan sonra nasıl mücadele verdiklerini anlattı.

Okuyan kısaca şunlara değindi:

On ay önce TMD Friction’da benim gibi çalışan 160 arkadaşa çıkış verildi. Hiçbir gerekçe getirmeden sadece “sosyal plan” uyguluyoruz dediler. İşçileri çeşitli oyunlarla kandırarak kimilerine imzalattılar. Benim gibi 42 arkadaş imzalamadık.

13 yıldır bu TMD fabrikasında çalıştım. Dokuz ay önce, raporlu idim ve fabrikada ki yetkililer beni arayarak fabrikaya uğramamı istediler. Ben de hasta olduğumu ve çıkabilecek durumumun olmadığını söyledim. Size araba gönderelim ve mutlaka gelmemiz gerekiyor dediler. Şaşırdım tabi ne olabilir acaba diye düşünürken, beni tekrar aradılar ve tamam ben geliyorum dedim. Çıktım gittim. Tabi hiç beklemediğim bir ilgi tüm yetkili şefler orada beni bekliyorlar. Hemen elime bir kağıt tutuşturdular. Bu ne dememe kalmadı? Kendileri açıkladılar, bu bir çıkış belgesi idi. Hemen imzalamamı istediler. Bende imzalamayacağımı söyledim. Bendi tehdit edercesine “Koca firmayla başa mı çıkacaksınız?” dediler. Bende “Görüşürüz, bizi neye göre nasıl çıkartıyorsunuz? Kim haklı kim haksız görüşürüz” dedim ve çıktım. Tabi orada başka işçi arkadaşları da gördüm ve ben tavrımı açıkladım. Siz de bence imzalamayın dedim ve ayrıldık. 160 arkadaşa çıkış verilmiş biz 42 kişi çıkışlarımızı imzalamadık.

Çünkü bizi bu şekilde çıkartmalarının haklı hiçbir gerekçeleri yoktu. Bizlerde işimize geri dönmek için mücadele edeceğimize dair ortak karar aldık ve başladık. Bir yandan hukuksal boyutu ile bir yandan da sokak eylemlikleri ile mücadele yürüttük. Mücadele sürecinde tabi bazı arkadaşlarımız psikolojik olarak etkilendi ve tedavi gördüler. Çünkü ev almış, kredi çekmiş bunlar bir çoğunu etkiledi. Bizim bu mücadelemizde sendika baştan beri yanımızda olmadı. Mahkemeyi kazandık. Yani işimize geri dönme hakkını kazandık. Ama halen iş başı yapamadık. Bunu için bizlerde tekrar eylemlerimizi başlattık, süreci hızlandırmak istiyoruz. Bize çıkış verildiği zaman yerimize taşeron firmadan daha düşük ücrete işçiler alınmıştı. Bunların çalışma süresi bu yılın sonunda bitiyor. Büyük olasılıkla onları çıkartıp bizlere iş başı yaptıracaklar. Burada şunu belirtmek istiyorum, emeğinin karşılığını almak, hakkını almak ancak ve ancak mücadele ettiğin sürece kazanırsın.


IG Metal işyeri Sendika Temsilcisi Kemal Doğan sendikaların işbirlikçi bürokratik yapısının teşhirinin yanında, bu kurumları mücadele mevzilerine dönüştürmenin zorunluluğuna değindi. Krizle birlikte işten atmalar, kısa çalışma vb dayatmalar karşısında mücadelenin geliştirilmesinin öneminin altını çizdi.

Almanya’da otomotiv tekellerinin saldırganlığının karşısında, işbirlikçi sendikalara rağmen direniş ve eylemlerin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Kriz ve krizin yaratmış olduğu etkilerle birlikte özellikle işçi önderlerinin bir sınavda geçtiğini ve bu süreçte işçi önderlerinin sınıf savaşımının içerisinde işçilerin örgütlenmesi noktasında bilinçlendirme yaparsa işçiler, emekçiler kazanır dedi.

Bu konuda Yaşamevi gibi kurumlara, kendisine işçi sınıfı önderliği misyonu biçen yapılara büyük sorumluluklar düştüğünün altını çizdi.

“İşçi sınıfına bilinç dışardan götürülür, bunun gereklerini bir bütün olarak demin saydıklarım yerlerine getirirse kazanım biz işçi ve emekçilerden yana olacaktır. Sendikaların şuan ki durumları ortada sermayeden yana tavır belirliyorlar. Bunu değiştirecek olanlarda bizleriz. Sendika içerisinde mücadele ederek değişecektir. Tabi bu kısa bir dönemde olması beklenilemez. Fakat bu kriz süreçlerini iyi değerlendirmek gerekir.” dedi.

Yaşamevi adına konuşan arkadaşta krizin kapsamı ve mücadele dinamiklerindeki kıpırtıların, bunların geliştirilip büyütülmesinin anlamının altını çizdi.

On yıllara damgasını vuran asalak kapitalist sitem neoliberal politikaları ekseninde biz işçi ve emekçileri iliklerimize nasıl sömürdüğü, bir taraftan eğitimden sağlığa her sosyal ihtiyaçlara kadar her şeyi paralı ile satın alınır duruma getirdiler. Bir taraftan da biz işçi ve emekçilerin mücadeleler sonucu kazanmış oldukları hakları bir bir tırpanlamaya çalıştılar.

Asalak sermaye, teknolojiyi kullanarak tüm dünyayı kendisi için ucuz işgücü cennetine çevirdi. Bu sömürü ile elde edilen karların dışında, para ile para kazanmanın tüm biçimlerini akıl almaz bir asalaklıkla kullandı. Fakat karşılığı olmayan bu hayali karlar ellerinde patladı. Dev Bankaların, şirketlerin ardı ardına tepetaklak olması ile ilk sarsıntılarını yaşadığımız kriz kapitalizmin asalak doğasının bir sonucudur. Emperyalist-kapitalist sitemin kendi yaratığı bu kriz hızlı bir şekilde ve tüm dünyayı etkisi altına aldı.

Yıllarca iliklerimize kadar sömürdükleri yetmiyormuş gibi, kendi karları için yaratıkları bu krizin faturasını da işçi ve emekçilere yüklüyorlar. İşten çıkartmaların ardı arkası kesilmiyor. (Sadece Almanya’da krizden kaynaklı yaklaşık 650 bin işçi işten atılmış. Yıl sonuna kadar bu sayı 800 bini bulur.)

İşini kaybetmemiş olanlara da İşyerlerini koruma adına birçok tekelde işçilere kısa çalışmalar dayatılıyor, işsizlik korkusu ile yatıp kalkar hale geliyor insanlar. Bir anda on binlerce küçük işletmeler battı. Yüksek enflasyon karşısında düşük ücretle çalışan işçiler ödenecek faturaları ödeyemez hale gelip vergiler resmen kabus yaşatır hale dönüştü. Yaşam biz işçi ve emekçiler için bu denli cehennemleşirken bankalara, dev sanayi tekellerine milyonlarca Euro akıtıldı. Bu Euroları kime ödetecekler, kimden kesilecek bu paralar? Tabi ki hesapları biz emekçilerden çıkartmak. Bunun zeminlerini de oluşturuyorlar. İşte krizin ilk çıktığı dönemlerde Almanya Cumhurbaşkanı Köhler utanmadan bizlerle dalga geçer gibi, “Her gün değil, haftada bir kez et yenilir” gibi sözlerle aslında bizlerin alışkın olduğu kemerleri sıkın anlayışı ile yaklaşması… Ya da patronların hükümete yaptığı “Daha fazla sömürü için düzenlemeleri yap” komutları vermeleri… her şey apaçık ortada.

Yaşamevi temsilcisi kapitalizmin bu gerçekliği karşısında sosyalizmin güncelliğinin büyüdüğünün ve bunun için mücadelenin sınıf hareketinin yeniden mayalanmasında olmazsa olmaz bir zorunluluk olduğunun altını çizdi.

YD: Avrupa

Comments

No Comments

Leave a reply