Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Tasmalar çözülüyor

Tasmalar çözülüyor

Faşist rejimin on yıllardır besleyip büyüttüğü toplumsal gericilik birikimi, bir kez daha Kürt halkına karşı zembereğinden boşanmış bir kudurganlıkla tetiklenip harekete geçiriliyor. İzmir mitinginde DTP konvoyunun planlı bir saldırıya uğraması ve bu faşist saldırganlığın -“Açılım” işportacısı AKP’de dahil-, rejimin bütün güçleri tarafından “Vatandaş tepkisi” olarak alkışlanması şovenist çığırtkanlığın tasmalarının cözülmesini getirdi.

Sokaklarda çeşitli bahanelerle Kürtlere saldırılmaya başlandı. Çanakkale Bayramiçi’nde olduğu gibi “kız meselesi” maskesiyle linç gruhları devreye girdi. Düğmeye basılmıştı bir kere. Dolayısıyla bunlarla yetinilmedi. PKK’nin kuruluş yıldönümünde, Öcalan aynı adada F tipi hücreye nakledildi. Alelacele DTP kapatma davasının tarihi deklare edildi. Derken tam da bu kapatma davasından bir gün önce Tokat’ta operasyonal olmayan, çoğu izinden yeni dönmüş seyir halinde olan askeri araç tarandı.

Gerçekleştirildiği tarih, seçtiği hedef ve mekan boyutuyla nesnel olarak bir kontra işi olduğu anlaşılan saldırının olduğu gün, belediye otobüsüne molotof kokteyli atmak gibi  yanlış bir eylem sonucu talihsizce yüzü yanmış olan Serap Eser yılbaşında ailesinin yanında olacağı varsayılırken şaibeli bir biçimde öldü. Şimdi şovenizm zehri cenazeler üzerinden, burjuva medya sayfaları ve ekranlarından topluma bolca enjekte ediliyor. DTP’nin merkezi de içinde olmak üzere kimi il ve ilçe binalarına saldırılar düzenleniyor.

Bugün Kürt Ulusu’nun örgütlü gücü PKK’nin ulusal özgürlük mücadelesinden -kendi kaderini tayin hakkından- imtina etmesine, kendisini kültürel özerklik talepleriyle sınırlamasına aldırmayan devletin mutlak bir teslimiyet ve tasfiye dayatması söz konusudur. Bu, mücadele içerisinde yeşerip büyüyen Kürt halkının özgürlük bilincinin tamamen dinamitlenip yok edilmesi harekatıdır. Bu aynı zamanda faşist rejimin, Kürtlere ölümü gösterip sıtmaya razı etme operasyonunun derinleştirilme çabasıdır.

Kürdüyle, Türküyle yoksulluk ve özgürlük yoksunluğundan kaynaklı sorunlar, tüm işçi ve emekçileri aynı mücadele mevzisinde birleştirecek olan bir zemindir. Kürt halkı özgürleşmeden, Türk emekçilerinin özgürleşemeyeceği gibi, ekonomik krizin kıskacında yaşam alanları her geçen gün biraz daha daraltılan işçi ve emekçiler, sermaye sahiplerine karşı emek kardeşliği temelinde birleşik mücadeleyi yükseltemediği durumda, gerici kanlı boğazlaşmaların önüne de geçemez. Emekçileri gerçek kurtuluşa götürecek olan sosyalizmin güncelliği, işçilerin birliği, halkların kardeşliği temelinde mücadelenin büyütülmesiyle ete kemiğe bürünecektir.

Burjuva medyanın liberal kalemlerinin de (Nuray Mert, Ece Temelkuran) görüş alanına giren “iç savaş tehlikesi”nin bir olasılık olarak uç vermeye başlaması, kardeşlik bilinci ve eyleminin geliştirilmesinin zayıf oduğu yerde, emekçilerin, gerici kanlı boğazlaşmalar yaşanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını getirir. Buna izin verilemez!..

Konuyla bağlantısı temelinde, iki yıl önce Ufuk Çizgisi’nde yayınlanmış olan yazıyı güncelliğinden dolayı bir kez daha okumanın yararlı olacağını düşünerek yayınlıyoruz.

Kardeşlik müfrezeleri

1930‘ların Almanyası‘nda Hitlerci SA ve SS çetelerinin sokaklara salındıkları günleri hatırlatan sahneler yaşanıyor artık Türkiye‘nin birçok kentinin sokaklarında. Şu son süreçte yaşananlar, faşizmin ve etnik temeldeki iç savaşların gelişme süreçleri hakkında bir parça tarih bilgisi olan, bunun yanında Maraş, Çorum ya da Sivas katliamları gibi deneylerin yaşandığı bir ülkede düşünme yeteneği -ve vicdanı- körelmemiş herkese ‘çok şey‘ anlatmaya yeter herhalde. Yalnız, sadece teoriden değil tarihsel deneyimlerden de kolaylıkla çıkarılabilecek derslerin fazlalığı anlamında bu “çok şey”algısı, salt benzerliklerden hareketle farklı süreçler arasında kaba paralellikler kurmak şeklinde bir kolaycılığa/indirgemeciliğe dönüşmemelidir. Fakat bugünkü durumun ve gidişin aslında tehlikeyi büyüten özgünlükleri, bu kez de “bize bişey olmaz abi” rahatlığını çağrıştıracak bir kanıksama ve umursamazlığın dayanağı haline gelmemelidir.

Bugünkü durumu farklı kılan ve tehlikeyi büyüten özgünlükler kapsamında, duygusal kopuş ve yabancılaşmanın her iki ulustan emekçileri de içine alacak şekilde yaygınlığını ve bunun giderek daha fazla derinleşmesini özellikle anmak gerekiyor. Andığımız özellikler Kürt-Türk çatışması şeklinde kanlı bir etnik boğazlaşma tehlikesini ciddi bir tehlike haline getirmekle kalmıyor, bu tehlikeyi belirli bir kesite özgü, geçici, konjonktürel bir durum ve uzak bir olasılık olmaktan çıkarıp ona belirgin bir süreklilik ve somutluk kazandırıyor. Bu ‘süreklilik’ içerisinde, daha önceki birikimlerin üzerine binen her şoven histeri dalgası, yeni bazı eşiklerin daha aşınıp aşılmasını beraberinde getiriyor. Kendisiyle birlikte karşıtını da besleyip büyüterek aradaki duygusal kopuş ve düşmanlaşmayı her seferinde biraz daha derinleştirip kemikleştiriyor. Kendisini çevreleyen diğer süreçler ve dinamiklerle birlikte düşünüldüğünde bu durum, gelişmelerin bir noktadan sonra bizzat kışkırtıcılarının da kontrolünden çıkması ya da başka hesaplarla başkaları tarafından da kolaylıkla provoke edilmesi riskini yükselten bir başka özgün faktör olarak karşımıza çıkıyor. Son kesitte bizzat hayat tarafından gözümüze sokulan tehlikenin büyüklüğü ve ciddiyeti yanında doğabilecek sonuçların ürkütücülüğü gözönüne getirilecek olursa, bu durum ve gidiş karşısında tarihsel bir sorumluluk olarak karşımızda duran temel görev Kürt-Türk düşmanlaşmasının önünü almak, bu temelde yürütülen milliyetçi şoven kışkırtmaların karşısına dikilmektir!..
Bu noktada sorunun ‘tayin edici‘ halkasını, “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” ruhunun ve bilincinin canlı tutulup yaygınlaştırılması oluşturur. Aynı kahredici sefaletin ve güvencesizliğin pençesinde kıvranan işçiler ve emekçiler arasında bile sınıf kardeşliğinin yerini alan milliyetçilik temelinde düşmanlaşma ile etkin bir savaşımdan bütün yaşam alanlarında köpeksiz köyde değneksiz dolaşma pervasızlığıyla hareket eden şoven kudurganlığın karşısına artık daha militan biçimlerle çıkılabilmesine, bu kışkırtmalarla sermayenin neoliberal saldırı programları arasındaki ilişkinin gösterilebilmesinden günümüzde ulusal sorunların çözümünün de artık neden sosyalizmi hedefleyen sınıfsal bir perspektifle hareket etmekten geçtiğinin kavratılabilmesi de öncelikle bu ruhun ve bilincin gelişimine bağlıdır. Yalnız, öncesi de bir yana, özellikle Nisan‘daki “bayrak mitingleri” ile linç histerisinin daha kitleselleşmiş ve yaygınlık kazanmış olarak karşımıza çıktığı şu son şoven kudurganlık dalgası arasındaki hızlı ve bariz değişimden de görebileceğimiz bir gerçek var artık karşımızda: Kendisini sadece geleneksel propaganda ve ajitasyon yöntemleriyle yürütülen teşhir faaliyeti ile sınırlayan bir faaliyetin, bu tehlikeli gidişe karşıt yönde bir kulvar açıp anlamlı sonuçlar elde edebilmesi olanaklı değildir! “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” çağrılarının etkili olabilmesi için bile kınama mesajlarının, basın açıklamalarının, teşhirin vb. ötesine geçen yeni biçim ve yöntemlere ihtiyaç vardır.

Kardeşlik Müfrezeleri, çıkışını bu belirlemeler ve ihtiyaçtan alan bir öneri ve çağrıdır. Bugünün koşullarında özü itibarıyla bu, şoven kudurganlığın bundan sonra da karşılaşmaya devam edeceğimiz hamle ve saldırıları karşısında ‘savunma’ temelinde militan bir güçbirliği önerisi ve biçimidir. Semtler ve okulların yani sıra sınıf bilincinin ve bu temelde sınıfsal kardeşlik duygularının yeterince gelişmediği Organize Sanayi Bölgeleri başta olmak üzere Kürt ve Türk milliyetinden işçi ve emekçilerin iç içe yaşadıkları bütün yaşam alanlarında bu isim altında oluşturulacak birimler aracılığıyla, etnik ya da dinsel ayrımcılık temelinde işçi ve emekçilere dönük fiziki saldırılara anında militan yöntemlerle karşılık verecek ortak bir savunma cephesi örgütlenmelidir. Aktif bir savunma anlayışının zaten doğasında varolan iyi hesaplanmış taktik ataklarda bulunma zorunluluğunun yanında, milliyetçi şoven çetelerin özellikle de çocuk yaştaki genç öğrenci ve işçi kuşakları arasındaki etkinliklerini kolaylaştırmakla kalmayıp sınıfın ve ilerici demokrat güçlerin zaten alabildiğine zayıflamış olan özgüçlerine güvensizliğini de sürekli yıpratıp derinleştirici bir rol oynayan “sokak inisiyatifinin” kısmen dengelenebilmesi açısından, bu saldırganlığın bulunulan alanlar dışındaki hamle ve saldırılarını da elden geldiğince karşılıksız bırakmama anlayışıyla hareket edilmelidir.

Kardeşlik Müfrezeleri önerisi, özü ve işlevi itibarıyla güçbirliği temelinde militan bir örgütlenme (ve eylem) biçimi önerisidir. Onun güç ve eylem birliğinin başka biçimlerinden farkını ve özgünlüğünü bu oluşturur. Ancak onu, kendisini belirli militan biçimleri uygulamakla sınırlayan salt askeri bir biçim olarak algılayıp hayata geçirmeye çalışmak eksik ve hatalı olur. Bu özgün işlevlerinin yanında, bulundukları her alanda Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının eksiksiz ve kararlılıkla savunulması temelinde işçilerin birliği-halkların kardeşliği ruhunun ve bilincinin geliştirilip güçlendirilmesi yönünde sistematik bir faaliyet yürüten birer siyasal propaganda-ajitasyon birimi olarak çalışmalıdırlar.

Bu tarihsel kesitte asıl önemli ve tayin edici olan, halklar arasındaki düşmanlık duygularının derinleşip kemikleşmesinin önünü almaktır. Kullanılacak eylem ve örgütlenme biçimlerinin önemi buna tabi olarak, bundan sonra gelir. Yalnız,biçimden önce öze odaklanan bu yaklaşım, biçimlerin büsbütün önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Tam tersine, bizzat amacın kendisi ve giderek artan önemi, amaca etkin hizmet ve devrimci bir işlevsellik ölçütü temelinde önerilen -ve kullanılan- biçimlerin günümüzde nasıl tarihsel bir anlam ve önem kazandığını görmemizi de sağlar. Tehlikenin kazandığı boyutlara rağmen hala kendini aldatan oyalanma pratiklerinden kopuşu sağlayacak olan önemli bir etken de bunun görülmesidir.

Kardeşlik Müfrezeleri önerisini, bu bağlam içinde, işçilerin birliği-halkların kardeşliği bilincinin somut bir güç ve eylem birliği formu içinde militan bir pratik yoluyla propaganda edilmesi olarak tanımlamak da mümkündür. Tehlikenin aldığı boyutları da hesaba katan bir biçim olarak bu birliktelikler aracılığıyla atılacak her adım, “kardeşlik” vurgusu ve çağrılarını ete kemiğe büründürüp kendini genişleterek büyütebilecek bir kulvarın varlığını kitlelerin görüş alanına sokmakla kalmayacak; devrimci hareketin yaptırım gücü ve etkinliğinde bir artışı da beraberinde getirecektir.

Ufuk Çizgisi, Sayı: 73, 20 Kasım 2007

YD: Avrupa

Comments

No Comments

Leave a reply