Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Neredesin, Neredeyiz?..
Posted: Aralık 11th, 2009, by

Neredesin, Neredeyiz?..

Bursa’da 19 işçiye mezar olan Bükköy Maden Ocağı Kürdistan’da bir jandarma karakolu olsaydı, bugün nasıl bir “Türkiye manzarası” yaşıyor olurduk?..

Öfkeli kalabalıklar sokaklara dökülmez miydi?.. Kürt düşmanı şoven azgınlık gemi yine azıya almaz mıydı?.. Bu savaşın nereden çıktığını ve 30 yıldır neden sürüp gittiğini akıl ve mantıkla sorgulamak yerine ortalığı Kürtlerin kırımdan geçirilmesini hedefleyen “Hesap sorulsun!” çığlıkları inletmez miydi?..

Peki bugün bunların hiçbiri neden olmuyor?..

Mesela İzmir, bugün neden sokaklarda değil?.. Trabzon, Antalya, Mersin, Bayramiç, Çanakkale, Edirne, katliamın yaşandığı Bursa neden bu kez suskun?..

Zorla silah altına alınıp Kürtlerin üzerine gönderilen asker cenazeleri geldiği zaman sokaklara dökülmenin gerekçesi olarak gösterilen “insanı duygular ve hassasiyetlere” ne oldu?.. Tokat’ta 7 askerin öldürülüşü ile bu 19 işçinin öldürülüşü arasında akla ve vicdana aykırılık bakımından ne fark var?

Zorla üniforma giydirilmiş gepegenç işçi ve emekçiler öldürüldüğünde “insanlığınızı” hatırlıyorsunuz da, patronların azgın kar hırsı yüzünden her seferinde göz göre göre ölüme gönderilen işçi ve emekçiler, ’sivil’ olarak Tuzla’da, Davutpaşa’da, şimdi de Bursa’da bu kadar ucuz ölümlerde böyle kırılırlarken neden harekete geçmiyor o “hassasiyetleriniz”?..

‘İnsanlık’ ve ‘insanca duygular’ böyle zamanlarda neden hiç aklınıza gelmiyor?..

Dikkat edin, her iki cephede de ölenler hep aynı sınıfın evlatları: Kürdü de Türkü de hep yoksul işçi ve emekçiler…

Öte yandan Kürtlerin en doğal ulusal hak ve taleplerini zorla gaspeden sınıf ile üç kuruşa malolacak basit güvenlik önlemlerini dahi almaya yanaşmaksızın işçileri madenlerde, tersanelerde, OSB’lerde, fabrikalarda, atölyelerde ölümüne çalıştıran sınıf da aynı sınıf: İşbirlikçi tekelci burjuvazi…

Sermayenin Kürde karşı yürüttüğü savaş ile emeğe karşı yürüttüğü savaş aslında aynı kirli paranın iki yüzü. İkisinin de temelinde, açgözlü sermayenin doymak bilmez kar hırsı var.

Öldürücü çember

Gözü kardan başka bir şey görmeyen sermaye alçaklığı, Kürtle Türkü birbirlerinden uzak tutup birbirlerine düşürebildiği ölçüde her iki cephede de işlerini daha kolay yürüttü.

Kürdün tepesine yağdırdığı bombaların ve kurşunların faturasını, ücretlerin bastırılması, sosyal hakların budanması, zamlar, eğitimin, sağlığın, suyun, copun dahi paralı hale getirilmesi biçiminde Türk işçi ve emekçilerinin cebinden söküp aldı. Kürt savaşını bahane etti, döndü bu kez Türkiye cephesinde özelleştirmelere, sendikasızlaştırmaya, taşeronlaştırmaya hız verdi, polis terörünü ve keyfiliği tırmandırıp kurumsallaştırdı, emperyalistlerle bir dizi yeni kirli ilişkinin pazarlığına girişti.

Bu azami kar hırsı Kürt sorununda düne kadar savaştan daha fazla nemalanıyordu. Bugün karşımıza “açılım” aldatmacası, “barış” kılıfına sokulmuş inkar ve teslimiyet tezgahları olarak çıkıyor. Çünkü emeği daha fazla ucuzlatmaya ihtiyacı var. Kürt illerini “Türkiye’nin Çini” haline getirip Türk ve Kürt işçilerinin emeğini birbirleriyle daha fazla rekabete sokarak ücretleri çok daha aşağılara çekmenin hesabını yapıyor. Kürt ulusal hareketinin ateşini söndürüp ulusal sorunu tekrar halının altına süpürerek Türkiye’yi Batılı emperyalistlerin güvenilir “enerji koridoru” haline getirdiği taktirde sağlayacağı kazançların rüyasını görüyor. Kuzey’in yanı sıra Güney Kürdistan’ın yeraltı zenginliklerini ve kaynaklarını da Barzani ve Talabani gibi Kürt savaş ağalarıyla işbirliği yaparak yağmalamaya hazırlanıyor.

Ama bu arada Kürt ve Türk gençleri, gerilla ya da asker olarak, haki üniformalı ya da lacivert tulumlu olarak, her halükarda kapitalist sömürü ve soygun düzeninin dayattığı zorunlulukların kurbanı olarak ölmeye devam ediyorlar. Ve işin acısı Kürtler katledilir, ulusal hakları ve kimlikleri, dilleri ve kültürleri, sevinçleri ve coşkuları onlara çok görülürken İzmir, İstanbul, Adana, Edirne, Trabzon Kars, Bursa… seyrediyor hatta zaman zaman insanı insanlığından utandıracak azgınlıkta mutluluk ya da öfke tabloları sergiliyerek karşılayabiliyor; öbür yanda, Bursa’da, Tuzla’da, Davutpaşa’da, Zonguldak’ta, Çorlu’da işçiler kırılır, emek hayasızca sömürülüp insanlıktan çıkarılırken bu kez de Diyarbakır, Batman, Hakkari, Urfa, Van bu süreçleri ve doğurduğu sonuçları kendisinin dışında ve uzağında görüp bunlara seyirci kalabiliyor.

Lafla peynir gemisi yürümez

Bizler, savaş cephesinde de emek cephesinde de bütün faturaları ödeyip kanları dökülenler, Türk ya da Kürt işçiler ve emekçiler, işçilerin birliğini, halkların kardeşliğini esas alarak aramızdaki bu kopukluk ve yabancılaşmanın cenderesini parçalamadığımız sürece ödediğimiz bedelleri büyüyerek ödemeye devam etmekten nasıl kurtulabiliriz?..

İzmir Diyarbakır’ın çektiği çilelerin, gördüğü zulmün acılarını kendi yüreğinde de duyup Kürtlerin meşru ulusal talep ve özlemlerini kendi ihtiyaçlarının bile önünde tutmadığı; Batman ya da Hakkari bu kez de Bursa’da işçilerin göz göre göre madene gömülmesinin öfkesiyle sokaklara dökülmediği sürece biz bu kopuş ve yabancılaşmanın önünü nasıl alabiliriz?..

Sınıfa ya da Kürtlere devrimci öncülük iddiasında bulunan güçler, bu tür eylemli kardeşleşme süreçlerine önayak olmayı, bu fikri ve ruhu esinleyip güçlendirecek öncü çıkışları vaaz etmekten çıkıp artık pratikleştirmeye yönelmedikleri sürece biz bunu kitlelerden nasıl bekleyebiliriz?..