Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Kış kampında ısındık
Posted: Ocak 3rd, 2010, by

Kış kampında ısındık

Hayatın sıkıntılarından, ailelerimizden, okuldan, işten, şehir gürültüsünden 5 günlüğüne uzaklaşmaya, yok sayılan gençliği var etmeye, varolduğumuzu duyurmaya, eğlenmeye, dinlenmeye, ses çıkarmaya, kolektif bir yaşamı, üretkenliği hep birlikte var etmeye çalıştık. Kar, kış soğuk kabusumuz olmuştu. Fakat doğa koşullarına boyun eğmedik. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra, enerjimizle, paylaşımlarımızla, ortak üretimlerimizle ısınmaya ve ortamı ısıtmaya başlamıştık.

Kampımızı, kamp yolculuğundan anlatmaya başlayalım. Saat sabahın 7:30′unda buluşup bir gün öncesinden hazırlamış olduğumuz çorbayı içip öyle yola çıkacaktık. Sabah gelen arkadaşlar ne yazık ki hayal kırıklığına uğramış oldular. Çünkü biz o çorbayı aç olduğumuz için sabahın 04:00′ünde silip süpürmüştük. Gelen arkadaşlara ne diyeceğimizi bilemiyorduk.

Neyseki aramızdan birisi ekmek almaya gitmişti, bu arada otobüsümüz de gelmişti birden herkes heyecanlandı. Otobüste geçireceğimiz o neşeli dakikalar bizler için büyük bir sevinçti. Otobüste bir arkadaşımız saz çalıp türkü söylemeye başladı. Birçoğumuz sabah erken kalkmanın verdiği yorgunluktan kaynaklı oturduğumuz yerde uykuya dalmıştık…

Ve beklenen an, kamp alanına varmıştık. Herkes ilk başta havanın bu kadar soğuk olduğunu fark etmemişti. Ama dakikalar hızla geçiyordu burası çok soğukmuş demeye başlayan arkadaşlarımız oldu. Kamp yerinde kalacağımız kulübeleri görünce “Biz burada mı yatacağız, bunlar bizi ısıtır mı rahat uyuyabilir miyiz?” diyenler, yani ilk günde biraz hepimizin şaşkınlığı üzerindeydi.

Herkes ne yapacağını bilmiyordu hava koşulları dışarıda durmaya el vermiyordu. Çok soğuk ve yerler bir o kadar da kaygandı. Toplanabileceğimiz salonun ısıtma sistemi çalışmıyordu. Buna rağmen bazılarımız kalacağımız yeri keşfetmeye çıkmıştı…

Kulübelerimize yerleşmiş bir arakadaşımız da bizlerin ısınması için diğer kulübelerdeki elektrikli sobaları odalara dağıtıyordu. Bir grup arkadaşımız ise mutfakta yemek hazırlamaya başlamıştı bile. Yemeği soğuk bir mutfakta yemek yüzünden açıkçası yemekten tad alamıyorduk.

Akşamüstü ateş yakıldı. Ateşin çevresinde tanışma sohbeti yapıldı tanışma sohbetinin ardından iki arkadaşımız satranç oynuyordu ve birden kampın en gençleri satranç oynayan biri bayan biri erkek arkadaşımızın taklidini yaptılar. Abartılmış da olsa çok güzel bir şeydi (adı üstünde taklit bu, mizah biraz abartıdır zati)… Yetenekler kendini konuşturmaya, üretmeye başlamıştı. Sinema ve tiyatro ağırlıklı olmak üzere çalışma atölyeleri oluşturuldu. Koşullar uygun olmadığı için spor aktiviteleri yapamayacaktık.

İlk gece kimse yatmak istemiyordu. Bir grup ateşin çevresinde, diğer arkadaşlarımız ise odalarında sohbetlere devam ediyorlardı. Yorgunluk iyice vurmuştu herkesi. Esnemeye başlamıştık.

Vakit bayağı geç olmuştu herkes yatağına çekilmişti. Sabah kahvaltısı nöbetçileri bizleri yataklardan kaldırırken “Biraz daha yatayım geliyorum” diyen az değildi. Bazılarımız uyurken donacağını hissediyordu. Daha ilk geceden kar-kış rüyalarımıza girmeye başlamıştı. Bereler, atkılar, eldivenler… Hatta kimi arkadaşlarımızın rüyasına kampa katılan herkesin donarak öldüğü girmişti. Bir arkadaşımız kahvaltıda, gece uyuşan parmaklarını hissetmeyince kendisinin yavaş yavaş donmaya başladığını sandığını anlatıyordu. “Parmaklarımı hissedemiyordum, oynatmaya çalışıyordum ama tutulmuş gibiydiler, korktum doğrusu. İşin aslını anlayınca birden güldüm bana bir şey olmaz diye söyleniyordum kendi kendime”…

O kadar soğuktu ki, odalar daha ısınmamıştı. Kahvaltıdan sonra herkes yine birbirine yabancıydı sanki. Atölye çalışmalarını başlatmıştık ama birinci ve ikinci gün keyifsizdik, bir şeyler eksikti. Havanın soğuk olması, kamp alanının kış koşullarına uygun olmaması bizleri biraz durgunlaştırmış, hevesimizi olumsuz etkilemişti. Hastalanma riskiyle birlikte bazılarımızın kafasına “Acaba kampı noktalasak mı?” soru çengeli de takılmıştı.

İGO

İkinci günün akşam saatlerinde, 11-15 yaş grubu + 1 orta yaştan arkadaşın kaldığı kampımızın en dinamik kulübesinde (İhtilalci Gençler Odası-İGO), 3 saat süren bir çekim sonrası 3 dakikalık kısa metrajlı bir film hazırlandı. (Orta yaştan arkadaş kulübenin dinamizmine ayak uydurmakta zorlanınca, isim kulübe sakinleri tarafından ‘İGO ve …’ orta yaştan arkadaşın ismi olarak değiştirildi.)

Üçüncü güne nihayet ısıtma sistemi tamir edilen salonda kahvaltımızı yaparak başladık. Atölyeler üretimlerine bu salonda devam ettiler. Farklı yeteneklere sahip arkadaşlar birbirlerini keşfediyor, birlikte bir şeyler üretiyorlardı.

Kampın içerik ve kapsamı, yaşanan sıkıntılar ve onları aşma yöntemine dair toplantı yapıldı. Herkes kendisini sakınmasızca ifade ediyor, el birliğiyle yapılacaklar tartışılıyor, fikirler üretiliyordu.

Kuşaklar buluşması

Toplantı devam ederken, İGO’dan bir gencin ailesiyle birlikte ‘68′den bu yana örgütlü ve devrimci mücadele içerisinde yer alan yoldaşlar kampımızı ziyarete geldiler. Sohbetimizin ortasına düşmüşlerdi. Meraklı bakışlarla bizleri dinliyorlardı. Kendi toplantımızı tamamladıktan sonra gelen yoldaşlarla kucaklaştık.

Kendilerini tanımak istediğimizi ve deneyimlerini bizlerle paylaşmalarını istedik. Bu isteğimizi severek yerine getirdiler. Bir yoldaş 41 yıl önce yaşadığı bir kamp macerasını anlatarak başladı sohbete. Kahkahalara boğulmuştuk. Ailelerinden, izledikleri dizilerden, taşıdıkları isimlerden devrimcileri tanıyan İGO sakinleri yine sohbetin en aktif katılımcısı oldular. Yoldaşların deyimiyle tam bir “soru timi” gibiydiler.

Tarih sayfalarında dolaşır gibi hissettik kendimizi. Türkçe anlamakta zorlananlarımıza ve Alman arkadaşımıza çeviri yapıldı. Biz onlardan, onlar bizden karşılıklı bir öğrenme süreci. “Devrimci abiler/ablalar” olarak kazındılar bilincimize.

İlk günlerin durgunluğunu parçalamış kendimize hareket kazandırmıştık. Üretim ve paylaşımlarımız içimizi ısıtıyordu. Kampımızı ziyarete konuklarımızı yolculadıktan sonra sömürüyü ve makinalaşmayı anlatan kısa bir mim gösterisi yapıldı. Mim gösterisi üzerine düşüncelerimizi paylaştık birbirimizle.

Bu akşamın finalini “DER PYSICO NUHAT” kısa filmini izleyerek yaptık.

Keşke keşkeler olmasa keşke

Dördüncü gün kahvaltıdan sonra yapılan atölye çalışmalarının finali olarak başlıyor. Tiyatro atölyesinin kendisinin yazıp oynadığı “Keşke keşkeler olmasa keşke” isimli oyun sahneleniyor. Oyun bir tv programı üzerinden içinde yaşadığımız kapitalist dünyadaki aile yapısını anlatıyordu. Buradan çıkış alarak istersek her şeyi farklılaştırabileceğimizi ve sosyalizmdeki insan ilişkilerini sergiledik. Kısa zamanda harika bir oyun çıkartılmıştı ortaya.

Tiyatrodan sonra dans atölyesi kolbastı şov yaptı. Halaylar çekildi. Bir taraftan da satranç ve langırt turnuvaları yapıldı. Sessiz sinema vs. oyunlar oynandı.

Günün son dakikalarında herkes kulübesinde oyunlar, sohbetler ve hatta bir kulübede çalan müzik eşliğinde dans edenler, pusuya yatıp da diğerlerini korkutanlar, gece geç saatlere kadar devam eden eğlence, kamptan hiç ayrılmayı istemeyenler ve bir sonraki kampta buluşma sözü verenler… Son gün ayrılıkların zor olduğunu bir kez daha yaşayarak, bir sonraki aktiviteye merhaba demek için sözleştik… yeni bir aktivitede ve kampta buluşmak dileğiyle…