Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Çekirdek Avrupa’nın 2020 Ajandası

Çekirdek Avrupa’nın 2020 Ajandası

Almanya ve Fransa arasındaki ilişkilerde göz alıcı semboller oldum olası önem taşımıştır. O nedenle Almanya ve Fransa hükümetlerinin geçen Perşembe günü gerçekleştirdikleri ortak kabine toplantısının Angela Merkel Hükümetinin işbaşına gelişinin 100. gününe rastlamasının, yaygın medya tarafından “bu tarih, Alman-Fransız dostluğuna ne kadar önem verildiği gösteriyor” pohpohlamasıyla manşetten verilmesi, pek şaşırtıcı olmadı.

AB çatısı altında “Çekirdek Avrupa”yı, yani asıl karar mercini oluşturan Almanya ve Fransa 1963 yılından bu yana hükümetler düzeyinde konsültasyonlar gerçekleştiriyor. Almanya ve Fransa arasındaki – savaş sonrası – ilişkilerin 40. yıldönümüne rastgelen 2003 konsültasyonu, daha doğrusu 2003 Elysée SözleşmesiOrtak Bakanlar Kurulu Toplantıları” başlığı altında kurumsallaşmayı sağlamıştı. Ortak toplantı o tarihten bu yana altı ayda bir yapılmaktadır.

20. Yüzyıl’ın iki “ezelî düşmanının« bu yakınlaşması, kuşkusuz savaş sonrası Avrupa’sının barışçıl bir biçimde bütünleştirilmesi yönünde atılan en önemli adım olarak nitelendirilebilir. Fiilî olarak Almanya ve Fransa vatandaşlarının “çifte vatandaş” statüsünde görülmesi, iki dilli televizyon kanallarının kurulması, iki ülke arasında gençlik mübadelesinin yapılması veya şimdi planlandığı gibi iki ülke sınırında iki dilli kreşlerin oluşturulup, gene iki dilli ortak ders kitaplarının kullanılması, ortak coğrafyadaki toplumların barış içerisinde yanyana var olmaları açısından örnek teşkil etmekte.

Söz konusu olan işbirliği sadece bunlarla sınırlı kalsaydı, muhakkak diğer ülkeler için gıpta edici bir örnek olurdu. Öyle değil, çünkü bu işbirliğinin temel motivasyonu AB kisvesi altında yayılmacı bir hegemonya kurmak ve küresel paylaşım mücadelesinde “Global Player”, yani dünya gücü olarak rol oynamaktır.

Ancak, ki bunu Perşembe günkü toplantı da kanıtlıyor, iki ülkenin işbirliği pek sorunsuz yürümüyor. Fransa özellikle son küresel malî ve iktisadî krizin de etkisiyle, uluslararası malî piyasalar ve küresel stratejiler üzerinde tek başına değil, sadece Alman-Fransız omuzdaşlığına dayanan bir Avrupa çatısı altında etkide bulunabileceğine inanıyor. Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy bu nedenle ortak Alman-Fransız askerî oluşumunu, Afganistan’da savaşa katarak önemini artırmak ve silah tekellerinin daha hızlı bir biçimde birleşmelerini gerçekleştirmek istiyordu. Böylelikle NATO’nun komuta kademesine geri dönmüş olan Fransa’nın küresel karar alma mekanizmalarındaki ağırlığı artmış olacaktı.

Almanya’nın bu konularda ağır davranması doğal olarak Elysée Sarayı’nda hayal kırıklığı yarattı. Hatta güçlü bir etkisi olan “Club Economique Franco-Allemand” (CEFA) adlı sermaye birliği, her iki hükümete de gönderdiği bir mektubunda, “Almanya ve Fransa arasındaki ilişkilerin zayıflığı, Avrupa’nın zayıflığı olacaktır. Her ülkenin tek başına davrandığı bir geçmişe dönmek, herkes için zararlıdır” tespitini yaparak, karar vericileri uyarmak ihtiyacını hissetmişti.

1990 sonrası gelişmeler, Almanya devlet aklında önemli değişikliklere yol açtı. Bugün, gene malî krize karşı geliştirilen müdahaleci tedbirler örneğinde de görüldüğü gibi, Almanya küresel çapta yeniden önemli bir aktör olabileceği hesaplarını yapmaktadır. Gerek Federal Ordu’nun, Afganistan başta olmak üzere, dünya çapındaki ihtilaf bölgelerinde daha çok görev alması, gerekse de tek başına Rusya, İran ve Çin ile enerji tedariki ve ekonomik işbirliği arayışlarına girmesi, eski düşman-yeni dost Fransa’nın “ekarte edilme” korkusuna kapılmasına neden oluyor. Alman dış siyasetinin bir geleneği hâline gelmiş olan ve yeni göreve gelen Dışişleri Bakanı’nın ilk yurtdışı ziyareti açısından özel anlam taşıyan “Paris Ziyareti”, uzun bir süre sonra yeni bakan Guido Westerwelle tarafından terk edilmişti. İlk resmî ziyaretini Varşova’ya yapan Westerwelle, Almanya’nın tek başına hareket etme eğiliminde olduğunun işaretini veriyordu.

Elbette Almanya hâli hazırda bunu yapabilecek güce sahip değil. Bu nedenle ve Fransa’nın hayal kırıklığını bir nebze olsun gidermek için son toplantıya sembollerle özel anlam yüklenildi. Toplantı, iktisattan, kültür ve eğitime, güvenlikten, sanayi ve araştırma politikalarına kadar 80 başlıkta yeni işbirliği kararlarını aldı.

Alınan kararlar öncelikle her iki ülkenin AB içerisindeki konumlarını güçlendirmelerini sağlayacak. Diğer tarafta da, iç politikada özellikle sosyal kısıtlamalar nedeniyle zor durumda kalan Başkan Sarkozy’ye, “dış politika başarısı” getirerek, zaman kazanmasını sağlayacak. Ancak kararların asıl etkisi kendisini AB’nin neoliberal ve militarist dönüşüm sürecinde gösterecek. Çünkü Çekirdek Avrupa efendileri kararlaştırdıkları “2020 Ajandası” ile bu dönüşüme ivme katmak, küresel paylaşımda daha fazla rol oynamak için ellerinden geleni göstermekte kararlılar.

Büyük bir olasılıkla bundan sonra Almanya ve Fransa’nın AB içerisindeki konumları güçlenecek, gelişmeler ona işaret ediyor. Ama 2020 Ajandası’nın Avrupa halkları arasında yaratacağı tepki henüz belli değil. Başka bir Ajanda, eski Şansölye Gerhard Schröder’in “2010 Ajandası” Almanya’da yeni bir sol partinin kuruluşunu tetiklemişti. Ya 2020 Ajandası da benzer bir sonuç yaratırsa? Olmaz olmaz demeyelim hiç.

Murat Çakır

YD: Avrupa

Comments

No Comments

Leave a reply