Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Berlin’de bir 8 Mart etkinliği
Posted: Mart 7th, 2010, by

Berlin’de bir 8 Mart etkinliği

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Berlin, Allmende derneğinde bir etkinlik vardı. İki Alman, bir Türk, iki Kürt kadından oluşun Müzik grubu Lilith‘in harukulade şarkıları ve Nazım Hikmet’ten şiirlerinde olduğu etkinliğin en çarpıcı yanı, konuşmacıların birinci kuşaktan olan işçi Türk ve Kürt kadınların yaşadıklarını serbest konuşma ile anlatmalarıydı.Yolumuzu el yordamıyla çizdik” içerikli slayt gösterimi ve konuşmalar, ilk gelen işçi kuşağının acılarını, sevinçlerini, traji-komik yaşadıklarını bütün canlılığı ile yansıtırken, gerçektende “yollarını el yordamıyla çizdiklerini” düşündürtüyordu.

Konuşmacılardan Filiz Yüreklik İstanbul‘da Rum bir ailenin yanında terzi çıraklığı ve terzilik olarak başlayan işçiliğinden Berlin’e fabrikalara, işçi heim’larına ve işçi temsilciliğine uzanan yolunun hikayesini anlattı. “Rum ailenin atelyesi ikinci evim, karı koca ustalarım da ikinci annem babam olmuştu. Ustamın atelyesini satması ve Selanik’e göç etmesi üzerine bir yandan İstanbul’a küstüm. Diğer yandan da iş aramaktan bıktığım için 1964 yılında, 19 yaşında yurtdışında işçiliğe uzandım” diyen Filiz Yüreklik; “İş gücü ihtiyacından dolayı işçi bulma kurumuna müracattan en geç 15 gün sonra, geçtiğimiz sağlık muayenesi de olumluysa kendimizi Almanya’da buluyorduk” diye başladığı serüvenlerini anlatan konuşmasını “İlk gelen kuşak hiç kendini geliştirmemiş, dil öğrenmemiş, geldiği gibi donup kalmış” önyargılarına yanıtla sürdürdü. Bunların o dönemki koşullar kavranmadan yapılan değerlendirmeler olduğunu ve hiç katılmadığını ekledi.

İşçi Heim’lerinde bir odada ranzalarda dört kadın kalıyorduk. Yaş ortalamamız 19′du. Öğrenim durumu olarak ise, ağırlıklı olarak lise terk ya da lise mezunuyduk. Bizlere dil öğrenme olanağı sunulması bir yana, yıllarca yaşadığımız şehri gündüz gözüyle görmemiştik. Karanlıkta fabrikaya gidiyorduk, işten çıktığımızda yine karanlıktı. Sadece pazar günleri çalışmıyorduk, onda da sırayla ütü yapma ya da en acil ihtiyaçlarını karşılama ile geçiyordu. Yoksa hiçbir yetişkin insan satın almak istediği bir eşyayı küçük bir çocuk gibi eliyle göstermek istemez” dedi.

Arkasından sorunlarını çözmek temelinde imza toplamakla başlayan göçmen kadınlar arasında mücadele bilincinin yeşermesine geçti.

Cennet ananın Almanca yaptığı konuşma, Kürdistan‘dan “gurbete” uzanan Kürt kadınlarının yaşadıklarının prototipiydi. Kuru ekmek bulamayacak kadar yoksul bir ortamdan geldiğini anlatan Cennet ana, ilkokul üçüncü sınıfta okuldan alındığını ve 13 yaşında evlendirildiğini anlattı. Bu koşullardan sonra Almanya’da işçiliğin kendisine cennet gibi göründüğünü özetledi. Sokakta oynayan çocuklara imrenerek aralarına katılmak istediğinde “sen evli bir kadınsın bizimle oynayamazsın” denilerek dışlandığını anlatırken, gözyaşlarını tutamayan Cennet ana, yer yer salondakileri de ağlattı.

Ekonomik nedenlerden değil, politik mülteci olarak Almanya’da zorunlu yaşamanın maddi manevi zorluklarına değinen politik mülteci kadınlar ise “Çocukları için de olsa uyum sağlamaya çalıştıklarını, fakat kendi tercihleri dışında zorlandıkları bu yaşama, aradan geçen yıllara rağmen uyum sağlayamadıklarını, bu ülkeyi benimseyemediklerini” vurguladılar.

“Kayıp kuşak” olarak adlandırılan, işçi çocukları kadınlar ise “kuşaklar arası çatışma” denilen olgunun temelinde, birazda her iki yılda bir ailelerinin “geri dönüş yapacağız” demeleri, fakat “Bu iki yılın hiç bitmediği, yaşadıkları travmalarda bunun da payının olduğunu” anlattılar. Neden iki yıl diyordunuz bizlere? sorusunu Filiz Yüreklik Bu bizlerin ya da anne babalarınızın uydurduğu bir şey değildi. Oturumlar iki yıl iki yıl veriliyordu. Fakat istemlerle yaşamın dayattıkları birbirine uymuyordu” diye yanıtladı.