Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Yunanistan’da yaşananlar bulaşıcı mı?
Posted: Mayıs 28th, 2010, by

Yunanistan’da yaşananlar bulaşıcı mı?

Kapitalizmin kriz sancısı, sistemin çanak yalayıcılarının “atlatıldı/atlatılacak” gazına inat, AB ülkelerini daha derinden sarsmayı sürdürüyor. Onlar bunun “bulaşıcı” olup olmadığını tartışa dursunlar, Yunanistan’da açığa çıkanlarla birlikte sancı AB açısından daha bir şiddetlendi. Sermaye ittifakının imajı keskin çizikler aldı. Eurodaki dalgalanmalar, AB’nin iç yapısının daha fazla tartışılır hale gelmesi, yaşananların sonuçlarının ilk işaretleri olarak yansıdı.

Sermayenin çıkarlarının bir ürünü olarak ekonomik ve siyasal temelde belirlenen ortak çerçeveler doğrultusunda hareket eden AB’de bugün yaşananlar, bu emperyalist birliğe bel bağlayan liberalleri hayal kırıklığına uğrattı. Bugün Avrupa, yangını daha fazla yayılmadan nasıl söndürebiliriz telaşını yaşıyor. Bu krizin Avrupa’yı fazla sarsmayacağına inanan iman sahipleri vardı. AB’yi örnek göstererek “ulus devletlerin aşıldığı bir tarihsel döneme girdiğimiz” beylik masalını tekrarlayanlar vardı. Korumacılıktan ırkçılığa kadar bütün ulusal refleksleri azdırıp harekete geçiren krizin basıncı şimdi AB’yi zorlayıp sorgulatıyor. Euro birliği sallantıda. “Avrupa bir birlik mi ya da ne kadar birlik” sorusu soruluyor. “Yarın sıra kime gelecek, kim kime ne kadar sahip çıkacak” korkuları duyuluyor.

Almanya, Fransa başta olmak üzere AB içinde egemen olan güçler Yunanistan’a “yardım paketi” adı altında emekçiler için kölelik anlamına gelen anlaşmalar imzalattılar.
Bu Yunanistan’dan çok Alman-Fransız bankalarını kurtarma operasyonudur. Yunanistan’ın en büyük alacaklıları onlardır. Bu bankalara olan borçlar Yunanistan’ın 2 yıllık milli gelirine eşit. Aslında verdiklerinden misliyle fazlasını “faiz” adı altında bugüne kadar geri almış durumdalar. Bu altın yumurtlayan tavuğu yolmayı sürdürebilmek için şimdi Yunan işçi sınıfı ve emekçilerinin gırtlağına daha fazla çökülmesinin peşindeler. Sosyal hak gasplarını derinleştirip onların geleceklerine ipotek koymanın peşindeler.

Kapitalizmin kriz döngüsü
Kapitalizmin doğası azami kar ve azami egemenlik dürtüsü üzerine kurulduğu için ondaki en ufak bir düşme eğilimini kabullenemez. Kar oranlarında sürekli yükselme ister. Bunu da ancak işçi maliyetini aşağıya çekerek sağlayabilir. Bununla üretim fazlalığını körükler, emekçilerin alım gücünü sınırlar, bunun sonucu pazarı daralır yeni krizler patlak verir. Kapitalizmin devrevi kriz döngüsü, bugün giderek şiddetlenme eğiliminde olarak daha keskin yaşanıyor.

Kapitalizmin geleceği işçi sınıfının geleceksizliği, işçi sınıfının geleceği kapitalizmin geleceksizliği anlamına gelir. İşçi sınıfına dönük gerçekleştirilen çok yönlü saldırı, sömürü düzeni olan kapitalizmin geleceğini sağlama alma girişimidir. İşçi sınıfını güvencesizliğe ve geleceksizliğe mahkum etme saldırganlığıdır.

Yunanistan işçi ve emekçilerinin verdiği tepkiden de görüldüğü gibi işçi sınıfı kendi geleceğine sahip çıkmaya bugün daha fazla itilmiştir. Ücretlerin dondurulması, emeklilik, sağlık, eğitim gibi sosyal ödeneklerin kısıtlanması, vergi soygununun artırılması gibi saldırılar, kölelik anlaşmasının emekçileri vuran sivri uçları olarak öne çıkıyor. Krizin faturası, onları soluksuz bırakacak kemer sıkma politikaları olarak emekçilere kesiliyor.

İspanya da aynı yoldan ilerliyor. 2011 yılına kadar 15 milyon euro tasarruf sağlamayı hedefleyen plan parlamentonun gündemine getirildi. Memurların maaşlarının yüzde 5 oranında kesilmesi, emekli maaşlarının dondurulması bu planın parçaları olarak tartışılıyor. Ardından Portekiz, İtalya, İrlanda, İngiltere, Macaristan ve başkalarının gelmesinin sürpriz olmayacağı su yüzüne çıkmış durumda.

Hayallerimizin yüzyılındayız
Tüm AB ülkelerinde benzer saldırılar gündeme gelecek. Krizin bulaşıcı etkisi kendini daha fazla göstermeye başlayacak. Kriz sancısıyla kıvranan kapitalizmin hastalığı büyüyecek.

Kuşkusuz bu bulaşıcılık sadece saldırganlığın vites büyütmesiyle sınırlı olmayacak. Bu bulaşıcılık kapitalizmin mezar kazıcıları olanlar açısından da yeni bir işçi sınıfı ve emek hareketinin mayalanıp gelişmesinde kendisini gösterecek.

Yunanistan’da patlayan, Fransa, Almanya gibi AB’nin çekirdek ülkelerinde gittikçe daha sık, kitlesel ve militan biçimlerde sokağa inen, yer yer kısa sürelerle de olsa üretimi durduran, işgal ve direnişlere yönelen işçi ve emekçiler geleceklerinin ipotek altına alınmasına, yokedilmesine öfkeliler. Artık dünyanın hiçbir yerinde emekçilerin elinden parça parça alınan haklar, geleceklerine kasteden saldırılar karşısında sessiz sedasız kalma hali olmuyor.

Kapitalist tekeller Yunanistan’da geçirdikleri paket sırasında ortaya çıkan karşı koyuşuyla daha ilk adımda duvara çarpmış oldular. Yunanistan emekçilerinin başkaldırısı, dünyanın başka yerlerlerinde işçi sınıfının diğer bölüklerine esinleyici bir örnek oldu. Tersi olsaydı, tüm bu yasalar sessizce geçseydi ve Yunan halkı bütün bu hengâmede sözünü söylemeseydi, kuşkusuz daha sonra aynı yoldan ilerlemeye çalışacak diğer ülkelerin egemenleri bundan güç alacaklardı. Bu terse döndü. Yunanistan emekçilerinin gösterdiği direniş vesilesiyle egemenler bu işin böyle kolay olmayacağı mesajını aldılar.

Öyleki, borsa bile dakika dakika işçi eylemlerine kilitlendi. Eylemlerin şiddet dozajının yükselmesine paralel olarak borsanın da tepetaklak aşağı yuvarlanımasına tanık olundu! İnsanın hayallerini tetikleyen bir manzara bu. İktidara yürüyen işçi sınıfının dalga dalga tüm dünyayı etkilemesi ve egemenlerin yine “o hayalet” karşısında tir tir titremesi… Ne de olsa hayallerimizin yüzyılındayız!..

Kavganın tam ortasında
AB ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada yeni bir dalga kabarıyor. Bu dalganın önüne kurulan bentleri yarıp geçmesi için seferber olunması gerekir. Dur durak bilmez bir seferberlik. Kenarında, köşesinde durarak, izleyerek, peşine takılarak değil tam göbeğinde yeralarak yüklenmeliyiz! Öyle bir tarihsel eşikteyiz ki uzun yıllar sonra işçi sınıfı kendi kaderini yeniden ellerine alabilir.

Bu eşikte ön saflarda olmanın tarihsel sorumluluğunu taşıyabileceklere, kendini buna hazırlayanlara selam olsun!

Bu yazı 5 Mayıs tarihli Yaşanacak Dünya’nın başyazısıdır.