Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » “Beyaz Türk’ler” de ırkçılık mağduru
Posted: Haziran 25th, 2010, by

“Beyaz Türk’ler” de ırkçılık mağduru

Berlin Eyalet’inin eski Maliye Bakanı ve Merkez Bankası yönetim kurulu üyesi Thilo Sarrazin, bir çok protesto ve suç duyurusuna neden olan, kafatasçı söylemlerini geri çekmek bir yana dozunu artırırken, bu kez “Beyaz Türk’ler” de konuşmaya başladı. Fakat ırkçılık ve kökenlerine değinmek, alınterimizle buradayız demek yerine, her zamana olduğu gibi “Bizimde başarılı insanlarımız var, neden hep sorunlu yanlarımızı öne çıkartıyorsunuz” savunmacılığı çerçevesinde.

Birkaç ay önce Türk ve Araplara “Sürekli başörtülü kız çocukları üreten bir topluluk” olarak adandıran Sarrazin, geçtiğimiz günlerde de “Türkiye, Yakın ve Orta Doğu ile Afrika’dan gelen göçmenlerin Almanları aptallaştırdığını” söyledi.

Dünya kupasında geçtiğimiz günlerde Almanya-Gana maçında attığı golle gündeme yerleşen Mesut Özil, yönetmen Fatih Akın, oyuncu Sibel Kekilli, Mehmet Kurtuluş, çeşitli partilerden milletvekilleri, akademisyenler..Tüm bu isimler Almanya’da yaşayan ve kamuoyunun çok yakından tanıdığı, spor, sanat ve siyaset dünyasının önde gelen isimleri. Alman vatandaşı, kamuyoyunda belli bir yer edinen politikacı, sanatçı, akademisyen, sporcu kişilerin bizlerden daha şanslı olduğunu, daha az ırkçı önyargıya maruz kaldığını düşünürüz. Bu bir anlamda doğrudur, fakat, kabare şovlarıyla Almanya’da beğeni toplayan oyuncu Fatih Çevikkollu‘nun söyledikler bunun eksik olduğunu açığa çıkardı.

Rol dağıtımında ve ev vermekte ayrımcılık
Çevikkollu, “Televizyon programlarında rol almam oldukça zor. Çünkü Almanya’da yaşayan Türkler Alman halkının görüntüsünde sadece ve sadece işte bir sahtekar, vuran kıran insan gibi roller alıyor. Aklı başında kahraman, polis, avukat rollerinde, Türkler rol almıyor. Daha ziyade Alman görüntülü kişiler rol alıyor” diyor.

Özel hayatında da bazı zorluklarla karşılaştığını belirten Çevikkollu “Almanya’da yaşarken tabii ki doğal olarak ön yargılarla karşılaşıyoruz. Her şekilde yani. Örneğin bir daire arıyorum. Gazetede bir ilan görüp dairenin boş olup olmadığını soruyorum, amcamın tek sorusu ‘Adınız ne?’ oluyor. Adımı da öğrendikten sonra “Hayır evladım daire yok” diyor. Bunun gibi sayısız örnekler var. Bir aşağılık kompleksi yaratıyor ister istemez. Biz de hayat boyunca onlara karşı çıkma, biz iyiyiz güçlüyüz, bildiğiniz gibi değiliz gibi bir çelişki içinde yaşıyoruz. Yani şu noktaya getirmek istiyorum. Almanya’da Türk olmak yasak

Sarrazin’in açıklamaları ile ilgili ise, bu tür açıklamaların tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor. Çevikkollu, ”Yabancılar geldiği için böyle oldu dediği anda yabancılar salaktır diyor. Bu çok tehlikeli olmanın yanı sıra çok da yanlış bir şey. Tabii ki sorunlar var ama sorunu Müslümanlığa ve göçmenliğe bağladığınız anda ırkçılığa dönüşüyor olay ve orada tehlikeli bir alana çıkıyoruz” diyor.

“Dövülmüyorsan kitap basamazsın”
Çevikkolu, bu konuda karşılaştığı bir olaydan örnek veriyor: “Başarılı olmak, pozitif olmak, güçlü ve övülecek bir duruma geldiğimiz anda kamuoyunda pek yer görmüyoruz çünkü tersiyle daha iyi politika yapılabildiği için onlar kullanılıyor gibi bir sezgim var. Örneğin Berlin’de tanıdığım bir bayan var. O, seneler sonra başını açtı. Bu çok muazzam bir olaydı kendisi için, hayatı değişti. Bu konuda bir kitap yazmak istedi ve yazdı. Yayınevlerne gidip başvuruda bulundu. İki yayınevi reddetti onun yazdığı kitabı. Ve gerekçe olarak, “Şiddet yaşamadığınız için, dövülmediğiniz için biz bunu çıkartamayacağız” görüşünü sundular

Başarısızlıklarımız öne çıkartılıyor
Dortmund Üniversitesi profesörlerinden Ahmet Toprak göçmenlerin toplumdaki başarılarının çok fazla konuşulmadığına dikkat çekiyor. Sarrazin, Türklerin Almanları aptallaştırdığını söylerken, bir yandan da binlerce Alman genci Türk eğitimciler tarafından eğitilmesi çelişkisine değinen Toprak, “Çelişki var tabii. Dediğim gibi genelde bu başarılar görülmüyor, başarısızlar görülüyor. Genellikle sorunlar ön planda. Başarılı elemanlar da var ama tabii sayısı hâlâ toplumun sayısına göre az kalıyor. Genelde fakir, sorunlu insanların sayısı çok olduğu için onlar ön planda tutuluyor. Ama tabii çok başarılı insanlar da var. Başarılı olmak demek avukat, profesör ya da gazeteci olmak demek değil. Kendi alanında başarılı olan mesleğini yapmış, kimseye karışmayan, güzel bir hayat sürdüren insanların sayısı da çok. Bunlar genelde orta tabaka dediğimiz insanlar. İlgi odağı değil, o nedenle o konular konuşulmuyor.” diyor.