Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Türkiye’de referandum ilk sonuçlar
Posted: Eylül 13th, 2010, by

Türkiye’de referandum ilk sonuçlar

Referandum Türkiye‘deki siyasal kutuplaşmanın coğrafi haritasını bir kez daha ortaya koydu. Bu süreç toplumdaki genel sağcılaşma-gericileşme eğilimiyle iç içe gelişiyor. Anayasa referandumu “Hayır” yanlısı çevreler açısından dramatik bir yenilgiyle sonuçlandı.

Sandık başına giderek oy kullanan 16 milyon seçmen “Evet” dedi. “Hayır” oyu kullananların sayısı ise 11 milyonda kaldı. Aradaki fark 5 milyon. “Evet” diyenlerin oranı yüzde 58. “Hayır” ise yüzde 42.

Kürdistan‘da ise boykot iradesi net bir biçimde kendisini konuşturdu. Öyle ki, Hakkari‘de boykot oranı yüzde 93‘e ulaştı. Diyarbakır başta olmak üzere belli başlı birçok Kürt ilinde de oran yüzde 60‘ları buldu. Böylelikle, 2007 Temmuz‘undaki yerel seçimler sonrası ortaya çıkan tablo bu referandumda bir kez daha tescil edilip perçinlenmiş oldu.

Bu arada MHP‘nin Erzurum, Yozgat, Osmaniye gibi “kaleleri”nde dahi tabanına söz geçiremeyip bunları AKP‘ye kaptırması bu referandumun belirgin sonuçlarından bir diğeri olarak görülmeli. Bunun önümüzdeki süreçte sadece MHP’nin içiyle de sınırlı kalmayıp, MHP içindeki iktidar savaşımına bağlı olarak özellikle Kürt sorununda sokağa da yansıyacak bazı sonuçlar doğurması olasılığı oldukça yüksek.

Ortaya çıkan sonucun AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ile solcu geçinen liberaller dahil iktidardaki bu gücün kuyruğuna takılan çevrelerin başını döndüreceği çok açık. Bu başarı onları daha da küstahlaştıracak, siyasal hasımlarına karşı saldırganlıklarını kamçılayacaktır. Bu saldırganlık kendisini özellikle de Kürt hareketine, işçi sınıfı ve emeğin haklarına karşı gösterecektir. Yeni özelleştirme yağmalarının düğmesine basılacaktır. Kıdem tazminatı, asgari ücret, izin hakkı gibi hak kırıntılarının da silinip süpürülerek esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılıp kurumsallaştırılması çabaları yoğunlaşacaktır. Elektrik, gaz, su, sağlık, ulaşım gibi metalaştırılmış temel ihtiyaçların fiyatlarında anormal artışlar görülecektir. Emeğin haklarına karşı yeni bir saldırı dalgası, krizin etkisiyle büyüyen kaynak ihtiyacı içindeki burjuvazi için zaten yaşamsal bir ihtiyaç halini almıştı. AKP Hükümeti, referandum sonuçlarından aldığı gazla sermayenin genel ihtiyaç ve beklentilerine yanıt verecek politika ve düzenlemeleri gündeme getirirken, bu arada referandum sürecinde zıtlaştığı sermaye kesimlerinin çıkarlarını darbelemeyi de gündemine alacaktır. Burada asıl tehlike, özünde emeğin çıkarlarını hedef alan bu güç ve paylaşım savaşının bu kez de farklı kılıf ve görüntüler arkasına saklanarak işçi ve emekçileri aldatma ve yedeklemenin bir aracına dönüştürülmesi tehlikesidir.

Referandumun sonucu, Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın coğrafi dağılımını bir kez daha ortaya koydu. Eğitimli orta sınıfların ağırlıklı olduğu Batıdaki kıyı bölgeleriyle Trakya firesiz AKP karşıtı “Hayır”cı bir tutum sergilerken, Karadeniz‘i de içeren coğrafya -özellikle İç Anadolu’da- rekor boyutlarda “Evet” oyu kullandı. Üçüncü bir kutup olarak “Boykot” politikasının kümelenişiyle birlikte düşünülecek olursa, bu coğrafi dağılım, aynı zamanda Türkiye’deki siyasal-toplumsal fay hatlarını gösterir bize. Bu hatlar boyunca süren çok boyutlu toplumsal kutuplaşma, demek ki derinleşerek sürmektedir. Bu kutuplaşma toplumda genel bir sağcılaşma-muhafazakarlaşma eğilimiyle iç içe gelişmektedir. Güçlü bir bağımsız devrimci sosyalist odağın (çekim merkezinin) varlığı koşullarında, siyaseten safların daha belirgin çizgiler kazandığı bir netleşme özelliğini de taşıdığı için -sırf bu yönden- bir olumluluk olarak görülebilecek olan bu toplaşma eğilimi, hem devrimci sosyalist hareketin bugünkü cılızlığı ve etkisizliği hem de toplumun genelinde saldırgan şoven çizgiler taşıyan genel bir sağcılaşma eğiliminin gitgide daha fazla güçlenmesiyle birlikte düşünülecek olursa, işçi sınıfı hareketi ve devrimci mücadelenin geleceği açısından nasıl büyüyen bir tehlikeyle karşı karşıya olunduğunu gösterir.

Bunun içerisinde birtakım detaylara da dikkat etme zorunluluğu vardır. Örneğin, MHP’den AKP’ye doğru olan kayma, aynı kulvarlarda daha güçlü konumda olanın etrafında toplanma biçiminde bir yoğunlaşmanın yaşandığını bize gösterir. Saadet Partisi ve BBP‘nin daha baştan AKP’nin arkasnda mevzilenişi de bu eğilimin bir başka tezahürüdür. Bu bağlamda AKP ve Fethullahçılık, Türkiye’deki geleneksel muhafazakar tabanın, gerici-faşist güçlerin ezici ağırlığını arkasında toplayan (siyaseten merkezileşme ve yoğunlaşma) bir karşıdevrim odağı olarak sivrilmektedir. Öte yandan bir başka alt çizgi olarak Kürt hareketi saflarında da sınıfsal ayrım ve farklılaşmaların giderek daha belirgin hale geldiği, önümüzdeki süreçte bunun da yeni bazı yansımalarıyla karşılaşacağımız görülmelidir.

Referandumda ortaya çıkan tablo ve bunun sayısal dağılımı üzerinden konuşmayı sürdürecek olursak, Kürdistan dışında kalan bölgelerde toplumdaki genel sağcılaşmanın, dinci-faşist gericilik eğiliminin derinleserek sürdüğü gerçeği karşımıza çıkar.

İşçi sınıfı ve emekten yana bağımsız bir yaklaşım açısından mazeretlerin arkasına saklanmaksızın çözümlenmesi gereken gereken bir tablo vardır karşımızda. İşçi sınıfına onun devrimci yetenek ve potansiyellerine, tarihin nesnel akış yönüne vb. ilişkin genel doğruları tekrarlayarak kendimizi aldatmak ve uyuşturmaya devam etmek istemiyorsak, devrimci hareketin geleceği, proletarya devrimi ve sosyalizmin örgütlenmesi açısından tehlikeli bir durum ve gidişi göstermektedir bu tablo.

Toplumdaki bu gidis ve kemikleşmeye yol açan birçok neden sayılabilir; bunların çoğu kendi içinde geçerlilik de taşıyabilir. Ama hepsinin toplanma noktası ya da etkili olabilmesinin püf noktası olarak toplumda derinleşen güvensizlik duygusu ve bunun yol açtığı akışkanlık hali en başa yazılmak durumundadır. Bu en başta kendi gücüne güvensizlik, bunun yerine “güçlü olana yaslanma” eğilimi olarak çıkmaktadır karşımıza. Hem de hayatın her alanında, bütün toplumsal-siyasal kesimler ve güçler içinde.

Mevcut koşulların ve dengesizliklerin değiştirilebileceğine dair umutsuzlukla karakterize olan gelecek umudu ve güveninin kaybolması, kendisini sol, sosyalist, sosyal demokrat olarak tanımlayan güçler üzerinde bile etkindir. Son referandum kampanyası sırasında özellikle de “Yetmez ama evet…”çilik ikiyüzlülüğü biçiminde kendini kusan iktidar kuyrukçuluğu bütünüyle bu tükenmişliğin doğurduğu bir teslimiyetçilik türüdür. Daha güçlü görünen birilerine yaslanma eğilimini doğuran kendine güvensizliği “Hayır” cephesinde, hatta “Boykot”çular arasında da görebiliriz.

Türkiye devrimci sosyalist hareketinin bu çemberi yararak güçlü bir çıkış yapabilmesi, bir bakıma da bu güvensizliğin kırılmasına bağlıdır. Bunun tek değil ama en başta gelen gereklerinden biri de, hayatın her alanında, düşünsel ve pratik olarak sınıfa ve emekçilere güven veren, ikna edici devrimci politika, taktik ve alternatiflerin sahibi olarak ortaya çıkabilmektir.

Kaynak: alinteri.org