Avrupa’da yaşayan göçmen emekçilerin sesi yasanacakdunya.net » Norveç katliamı, timsahi gözyaşları
Posted: Temmuz 28th, 2011, by

Norveç katliamı, timsahi gözyaşları

Norveç‘in Ütopya adasında yapılan gençlik kampına düzenlenen ve kendisine insanım diyen herkesi çileden çıkartacak faşist ırkçı katliam, hayatının baharında bir genç kız Gizem Doğan‘ın ölümünün DNA testi ile ortaya çıkmasıyla yeniden gündeme oturdu. Halihazırda iddiaların, dökülen timsahi gözyaşlarının bini bir para gidiyor. Diyorlar ki “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana böyle bir trajedi yaşanmadı diyorlar ki, “Norveç’teki çifte saldırı, New York ve Washington’a 11 Eylül 2001 günü yapılan saldırılara benziyor” diyorlar ki “Mark ve müslümanları sevmeyen, Tolstoy, Dante ve George Orwell okuyan Breivik gibi bir ruhsal dengesi bozuğun” bireysel eylemi.

Oysa Breivik bir sonuç. Hayır, bu yaşam standartları diğer ülkelere göre kısmen daha iyi olan Norveç’in “Türbülansı” değil. Gökyüzüne birden bire oluşan ani bir değişiklikle benzer yanı bulunmuyor. Bu, adım adım örülen politikaların geldiği vahşi, kanlı durak. Breivik, sadece timsahi gözyaşları döken emperyalist kapitalistlerin yarattığı ölüm makinalarından “Bebek yüzlü” olanı. O’nların bir uzvu.

İçinde bulundukları bütünsel kriz içersinde debelenirken, göçmenleri, Avrupa’lı olmayan emekçileri yerli emekçilerle karşı karşıya getirenlerin. Bunun ön açıcılığında, Avrupa ülkelerinde korkunç boyutlara ulaşan ırkçı saldırganlığın önünü açmaları yetmezmiş gibi, daha geçen yıl “Avrupa’da aşırı sağ tehlikesi yoktur” (Avrupa polis birimi Europol’un 2010 raporu) raporunu yayınlayanların bir türevi. Almanya‘dan Rusya‘ya, Fransa, İsveç, İngiltere, Finlandiya, Polonya’sından, Macaristan’a artan faşist örgütlemelere gözlerini kapatanların. Doğrusu bu ya, şimdilerde kendi yarattıkları canavarların ürküntüsüne kapılmış durumdalar.

AB emperyalistleri, dünya çapındaki kitlesel ayaklanmalar, bunun Avrupa’yı etkilemesi, sınıf hareketinin kabarmasından korkarak daha bir saldırganlaştılar. 11 Eylül’den sonra hayli yol aldıkları devlet örgütlenmesini buna göre yeniden tahkim ettiler. Bir taraftan da sınıf ve emekçi kesimleri içerden bölmeye çalışıp, ırkçılığın gelişip-palazlanmasının önünü açtılar. Hemen her Avrupa ülkesinde yapılan seçimlerde ırkçı faşist partiler oylarını bir kaça katladı. Tüm bu veriler Avrupa’da ırkçılığa azımsanmayacak bir toplumsal karşılık yarattı.

Fakat anti-faşist, antikapitalist karşıt dinamiklerini de büyüterek. Henüz Avrupa çapında bu havayı dağıtacak güçlü bir sınıf mücadelesi zemini üzerinden yükselecek, “İşçilerin birliği halkların kardeşliği” atmosferini belki yakalayamadık.

Fakat, şimdi rüzgar bizden yana. Çokyönlü krizlerini çeşitli önlemlerle denetim altında tutabileceklerini düşünürken, kapının önüne ilk koydukları, göçmen emekçiler ve yerli emekçilerden yana. Yani konuşma sırası dünya emekçilerinde. Yunanistan’dan, Fransa’ya, Kuzey Afrika ülkelerinden, İspanya’ya hızlı, değişken emekçi hareklerini görmeye başladılar bile. Buna birde grev ve direnişlere hazırlanan İngiltere emekçileri eklenecek. Hava akımları, ırkçılığın temeli kapitalizme karşı başkaldırıları da göreceğimiz, bizim “Türbülansımız” dan yana.